FreeNews cebinizde

Uygulama sitenin güncel haberlerini açar. Okumak için internet bağlantısı gerekir.

Voice of the Oppressed of the World20 Ekim 2026
FreeNews logosuVoice of the Oppressed of the World
Haber merkezi ↗

“BOP TIKIR TIKIR İŞLİYOR..!” MU?!

· Ekim 14, 2026 · Güncelleme: Ekim 14, 2026

Özet ve ses yapay zekâ tarafından oluşturulur; ses gerçek bir kişiye ait kayıt değildir. Ayrıntılar için yazının tamamını okuyun.

FreeNews.TR/ Kamil Tabak / Analist-Yazar

Türkiye’nin Orta Doğu politikası ne zaman gündeme gelse, ülkesini eleştirmekten öte manipülatif beyanlarla kendi ülkesine tezviratta bulunmaya hevesli bazı çevreler, yıllardır aynı söylemi yeniden dolaşıma sokuyor: “BOP tıkır tıkır işliyor!”

Bu kez de Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması üzerinden aynı tartışma yenide alevlendirildi.
Üstelik anlaşmanın TBMM gündemine geleceği bir dönemde, söz konusu iş birliğini Büyük Ortadoğu Projesi’yle (BOP) ilişkilendiren açıklamalar yapıldı.

Peki, gerçekten öyle mi? Mekke İttifakı, BOP’un yeni bir aşaması mı? Yoksa bölgesel gelişmeleri tarihsel bağlamından kopararak yorumlamanın bir başka örneğiyle mi karşı karşıyayız?

Önce kavramları, ardından iddiaları ve nihayet bugünkü Türkiye’nin bölgesel konumunu konuşalım.

Mekke İttifakı, BOP’un devamı mı?

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026’da Mekke’de imzalanan ortak savunma anlaşması, temel itibarıyla tarafların güvenlik iş birliğini güçlendirmeyi ve olası bir saldırı karşısında birlikte hareket edebilme kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan bir girişim olarak değerlendirilmelidir.


Kimi çevrelerce “İslam dünyasının NATO’su” olarak da nitelendirilen ittifak,Dünyanın en kırılgan bölgesi olan, toplumsal kırılganlık ve çatışmaların en yoğun yaşandığı bölgemizde uzun süredir ihtiyaç duyduğu güvenlik mimarisinin kurulması yönünde atılmış önemli bir adımdır.

Böyle bir iş birliğinin önemi, bölgemizin içinde bulunduğu güvenlik ortamından bağımsız düşünülemez.

Bölgemizde İran, ABD ve İsrail arasındaki gerilimler; Yemen’de Suudi Arabistan destekli meşru Yemen Hükümeti ile İran destekli Husiler arasındaki çatışmaların “Husiler – Suudi Arabistan çatışmasına” evrilmesi ve Orta Doğu genelinde giderek karmaşıklaşan güvenlik sorunları, bölge ülkelerini yeni güvenlik arayışlarına yöneltiyor.

Bu şartlarda Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın savunma alanında iş birliğini geliştirmesi, öncelikle bölgesel güvenlik ve karşılıklı çıkarlar çerçevesinde değerlendirilmelidir.


Bir anlaşmayı anlamak için ona bir etiket yapıştırmak değil, ne söylediğine, hangi amaçla yapıldığına ve hangi sonuçları doğurabileceğine bakmak gerekir.

Ne var ki anlaşma daha bu çerçevede tartışılmadan, TBMM ‘de gündeme alınacağı şu günlerde, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile ilişkilendirilmesi ise son derece manidardır.


Yıllardır alışık olduğumuz “BOP tıkır tıkır işliyor..!” söylemiyle algı oluşturma çabasında olan siyasi parti temsilcisinin “BOP Mekke İttifakı adıyla devam ettirilmek istenmektedir” şeklindeki ifadesi; ne tarihle, ne gerçekle, ne de bölge dinamikleriyle örtüşen bir beyandır.

Peki, bu iddianın tarihsel ve siyasi bir karşılığı var mı?.

BOP neydi, ne değildi?

Büyük Ortadoğu Projesi olarak bilinen BOP, 2000’li yılların başında George W. Bush yönetiminin Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya yönelik demokrasi, reform ve dönüşüm söylemleri çerçevesinde gündeme geldi.

2004’te G-8 bünyesinde tartışılan girişimin resmî adı, İngilizcede Broader Middle East and North Africa Initiative olarak anılan “Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Girişimi”ydi.


Bu girişimin arkasında, ABD’nin bölgedeki siyasi ve ekonomik dönüşümü teşvik etme iddiası kadar, kendi stratejik çıkarlarını ve bölgesel etkisini güçlendirme hedefi de bulunuyordu.
BOP kimi çevrelerce “Büyük İsrail Projesi” olarak da yorumlandı.

Şimdi yıllardır tekrarlanan iddiaları tek tek ele alalım.

İddia 1: “Erdoğan, BOP eş başkanıydı; Türkiye’yi ABD’ye sattı!”

Bu iddia, yıllardır Türkiye’deki siyasi tartışmaların en çok tekrarlanan başlıklarından biri.

Recep Tayyip Erdoğan’ın 2004’te bahsettiği “Eş-başkanlık”; G-8 bünyesinde oluşturulan ve bölgede demokrasi anlayışının güçlendirilmesini hedefleyen “Demokrasi Yardım Diyaloğu”nun Eş-başkanlığıdır.
Ve bu başkanlık İtalya ve Yemen’le birlikte üstlenilmiş olmakla birlikte bağlayıcı hiçbir yönü de yoktu.
Bir siyasi görevden hareketle “Türkiye satıldı” sonucuna ulaşmak, iddia ile kanıt arasındaki mesafeyi ortadan kaldırmaz.

Elbette Türkiye’nin o dönemdeki dış politikası eleştirilebilir. ABD ile yürütülen ilişkiler sorgulanabilir. Ancak bunları yaparken somut belgeler, alınan kararlar ve ortaya çıkan sonuçlar üzerinden konuşmak gerekir.

Siyasi eleştiri başka, tarihsel olayları gerçekliği olmayan hamasi nutuklara, sloganlara indirgemek başkadır.

İddia 2: “BOP’un amacı Türkiye’yi bölmekti!”

Bu iddianın en çok başvurulan dayanaklarından biri, Erdoğan’ın 16 Şubat 2004’te Fatih Altaylı’nın sunduğu Teke Tek programında Diyarbakır hakkında yaptığı açıklamadır.

Erdoğan, “Diyarbakır’ın söz konusu dönüşüm sürecinde bir yıldız veya merkez olabileceğini” ifade etmişti.

Bu sözler, malum bazı çevrelerce kasıtlı bir şekilde “Türkiye’nin bölünmesine yönelik bir planın işareti” olarak yorumlandı. Oysa bir şehrin ekonomik ve bölgesel kalkınmada merkez hâline gelmesinden söz etmekle ülkenin toprak bütünlüğünü tartışmaya açmak aynı şey değildir.

Bir açıklamanın bağlamı, kullanılan ifadeler ve dönemin siyasi koşulları birlikte değerlendirilmelidir.

Diyarbakır’ın ekonomik potansiyelini geliştirmeye yönelik bir vizyonun, tek başına bölücülük projesi olarak sunulması asla iyi niyetli bir yaklaşım değildir. Böyle ağır bir suçlamanın, yorumdan öte somut kanıtlara dayanması gerekir.

Türkiye’nin toprak bütünlüğü konusunda hassasiyet göstermek elbette önemlidir. Ancak bu hassasiyet, her ekonomik kalkınma söylemini veya her bölgesel iş birliğini parçalanma senaryosuna bağlamayı gerektirmez.
Öte yandan Sn. Erdoğan’ı biraz olsun tanıyanlar onun “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” ifadesinin sadece kuru bir retorikten ibaret olmadığını bilecektir

İddia 3: “Ortadoğu’da Türkiye dâhil 22 ülkenin sınırları değiştirilecek!”

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın BOP’u anlattığı ve The Washington Post’ta (7 Ağustos 2003) yayınlanan “Ortadoğu’yu Dönüştürmek” (Transforming the Middle East) isimli makalede “Ortadoğu’da Türkiye de dâhil 22 ülkenin sınırları değişecek” ifadesinin yer aldığı koca bir aldatmacadır.

Makalede “22 ülke” ifadesi geçiyor.

Ama burada anlatılan mevzu, 1945 yılında kurulan ve 22 ülkeden oluşan Arap Birliği/Arab League’nin GSYİ hasılasının İspanya ile mukayese edilmesidir. (İran Arap Birliği üyesi değildir)

Dönüşümden kastı ise; bu ülkelerdeki (Arab League) reform talebi ve bu ülkelerin daha fazla demokratikleşmeydi.

Daha sonra emekli ABD Kara Kuvvetleri subayı Ralph Peters, Haziran 2006’da Armed ForcesJournal dergisinde “Blood Borders: How a Better Middle East Would Look” başlıklı, Orta Doğu’daki sınırların nasıl değişebileceğini gösteren bir harita yayımladı.
Haritada Türkiye’nin güneydoğusunu da içine alan sınır değişiklikleri öneriliyordu. Bu harita, bölgesel sınırların yeniden çizilmesini savunan görüşlerin varlığını göstermekle birlikte,
BOP’un deklare edilmiş planının bir parçası değildi.

İddia 4: “BOP aktif, hâlâ tıkır tıkır işliyor!”

BOP’un bugün de kesintisiz biçimde uygulanan, bütün bölgesel gelişmeleri yöneten bir plan olduğu iddiası, asılsız bir iddiadır.

Nitekim 2009’da Gazze’deki İsrail saldırılarının ve Türkiye’nin Orta Doğu politikasının tartışıldığı bir dönemde, BOP tekrar gündeme gelmiş ve Sn Erdoğan’ın BOP Eş-başkanlığı eleştirileri yoğun olarak dillendirilerek iç politik malzeme yapılmıştı.

Recep Tayyip Erdoğan 13 Ocak 2009’da, AK Parti TBMM grup toplantısında yaptığı açıklamada bu eleştirilere cevap olarak yaptığı açıklamadaki;
“BOP, aslında şu anda zaten doğmadan ölen bir proje durumuna düştü. Bunu kalkıp ikide bir, gerek ana muhalefeti gerek yavru muhalefeti, bu şekilde kullanıyor. Bunun bizi bağlayıcı yanı yoktur. Bu konuyla ilgili olarak bizi bağlayan, Tayyip Erdoğan’ın attığı bir imza yoktur. Bu sadece insani olarak bizim üstlendiğimiz bir görevdir.” ifadesi durumu net olarak ortaya koymuştur.

Nitekim 2003–2004 döneminde George W. Bush yönetiminin gündeme getirdiği Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Girişimi ya da yaygın adıyla BOP’un bugün ABD tarafından bile bir geçerliliğinden bahsedemeyiz.
Bu, küresel hegemonik güç ABD’nin bölgeden elini çektiği anlamına gelmesin. ABD’nin Orta Doğu’yu kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalışmasını kimse inkar edemez.
Lakin 2003–2004 den bugüne ABD’nin öncelikleri de, bölgenin dinamikleri de, Türkiye’nin bölgesel etki gücü de ciddi değişimler geçirdi.
Dolayısı ile şu sürecte tarafların BOP’dan bahsetmesi sadece bir nostaljiden öte bir şey değildir.

Projenin/Girişimin kendi sahipleri bile projeden vazgeçmişken, Türkiye’de birilerinin muhalefet olma adına hala aynı sakızı çiğnemekten vazgeçmemesinin hiçbir mantıklı açıklaması yoktur.

Kaldı ki; BOP hala devam etse ve Türkiye de bunu desteklese ve Eş-başkanlığına devam etse “jem caatsa” yaptırımlarına maruz kalır mıydı?!

F-35 projesinden çıkarılır mıydı?!


Orta Doğu’da yaşanan her gelişmeyi “BOP tıkır tıkır işliyor” şeklinde açıklamak, siyasi analizden çok manipülatif bir slogan tekrarıdır.

İddia 5: “Türkiye bağımsızlığını kaybetti!”

Gelelim meselenin en önemli boyutuna: Türkiye’nin bağımsızlığına.

Türkiye’ye yönelik açık operasyon diyebileceğimiz 17-25 Aralık FETÖ yargı operasyonu, 15 Temmuz’da FETÖ ihanet kalkışması bertaraf edildi, ABD’nin itirazına rağmen Suriye’de PYD/YPG’ye karşı defalarca operasyon yapıldı, Akdeniz’de rest çekildi. İHA’larımız ve silah teknolojilerimiz Rusya-Ukrayna savaşında / Karabağ savaşında / Pakistan Hindistan savaşında sahada dengeleri değiştirdi..

Savunma sanayimiz % 80 yerlilik oranını aştı.

Türkiye’nin son yıllarda izlediği dış politika, yalnızca Batılı müttefikleriyle ilişkileri üzerinden açıklanamayacak kadar çok yönlü hâle geldi.
Batı’nın gölgesinden çıkıp kendi gücünü inşa ediyor.
Türkiye özellikle son yıllarda kat ettiği mesafeyle “küresel oyun bozucu, bölgesel oyun kurucu” bir aktör konuma geldi.
Türkiye, çevresindeki gelişmeleri yalnızca izleyen değil; askerî kapasitesi, savunma ihracatı, diplomatik girişimleri ve farklı ülkelerle kurduğu ilişkiler sayesinde gelişmelerin seyrini etkileyebilen bir aktör durumunda.

Nitekim Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nin Eylül 2026 tarihli değerlendirmesi de Türkiye’nin bu araçlarla bölgesel etkisini artırdığına dikkat çekiyor.
Türkiye, küresel güçlerin planlarını her zaman kabul etmeyen, kendi çıkarları doğrultusunda bağımsız hamleler yapabilen bir ülke. ABD Kongre Araştırma Servisi Türkiye’yi, ilişkilerini çeşitlendiren ve savunma sanayisi sayesinde etkisini artıran bir orta güç olarak değerlendiriyor.

Ancak bu “Türkiye küresel sistemi tek başına değiştirebilecek noktaya geldi” olarak elbette anlaşılmamalı.

Bu, yalnızca askerî kapasiteyle ölçülmez. Ekonomik dayanıklılık, enerji güvenliği, teknoloji üretimi, dış ticaret ilişkileri ve diplomatik seçeneklerin çeşitliliği de bu tablonun parçalarıdır.

Dolayısıyla Türkiye’nin geldiği noktayı değerlendirirken ne küçümseyici bir yaklaşım benimsenmeli ne de gerçeklerin ötesine geçen bir güç anlatısı kurulmalıdır.

Bu tespitler üzerine soralım; o birilerinin iddia ettiği gibi, Türkiye bağımsızlığını kaybetti mi?
Tabi ki hayır, bilakis tam aksine, güçlü ve bağımsız bir Türkiye inşa edildi.

Devletlerarasındaki ilişkiler, dostluk ve düşmanlık gibi iki kutuplu kavramlarla açıklanamayacak kadar karmaşıktır. Ülkeler aynı anda iş birliği yapabilir, rekabet edebilir ve belirli konularda karşı karşıya gelebilir.

Türkiye-ABD ilişkileri de bu gerçeklikten bağımsız değildir.

Her defasında BOP’u temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önümüze getirenler, ya bu gerçekleri bilmeyecek kadar mevzudan uzaklar ya da Türkiye’nin dış politikası üzerinden hiçbir siyasi ve bölgesel gerçekliği olmayan hamasi sloganlarla siyaset yapmaya yeltenen art niyetlilerdir.

Sonuç olarak;

Bir ülkenin her hamlesini gizli bir projenin parçası saymak analiz değildir. Bir anlaşmayı incelemeden ona etiket yapıştırmak da siyaset değildir.

Türkiye’nin dış politikasını eleştirmek elbette meşrudur. Muhalefet etmek de demokratik siyasetin vazgeçilmez bir parçasıdır. Fakat eleştirinin inandırıcı olabilmesi için tarihsel gerçeklere, belgelere ve tutarlı bir muhakemeye dayanması gerekir.

BOP muhalefetin bayat sakızıdır. Ne tadı kalmıştır, ne de gerçeği.

Sn. Erdoğan’ın 20 yıl önceki “Eş-başkanlık” sözü üzerinden korku ticareti, şeamet tellallığı yapanlar, bugünkü Türkiye’yi ya anlamıyor ya da anlamak istemiyor.

İçerde FETÖ’yü bertaraf etmiş, PKK’yı bitirmiş, güneyimizde kurulmak istenen terör devletini denklem dışı bırakmış, Libya’dan Somali’ye, uzak doğuya etki alanını güçlendirmiş, Avrupa-Atlantik savunmasının teminatı görülen, Mavi Vatan Akdeniz’de bayrak sallayan Türkiye, BOP’un piyonu değil; bölgenin lideri olma yolunda kararlılıkla ilerliyor..

BOP mu? O artık tarihin sayfalarında kalan bir dipnottur…
—————
Condoleezza Rice’ın (7 Ağustos 2003) The Washington Post yayınlanan “Ortadoğu’yu Dönüştürmek (Transforming the Middle East)” başlıklı makalesinin tam metni:

https://www.washingtonpost.com/archive/opinions/2003/08/07/transforming-the-middle-east/2a267aac-4136-45ad-972f-106ac91e5acd/?utm_term=.9f4bf85f1b65

FREENEWS · AÇIK HABERCİLİK

Son içerik güncellemesi: 14.10.2026 11:38

Bu dosyayı takip et

Gizlilik açıklaması

Düzeltme bildir

Soru veya düzeltme iletmek için giriş yapın. Hesabınız yoksa haber merkezinden başvurabilirsiniz.

Haberle konuş özelliğini kullanmak için giriş yapın.

Sesli okuma cihazınızın desteklediği seslerle yapılır.

SESE ORTAK OL

Bu yazıyı paylaşın

Bir paylaşım, daha çok insana ulaşan bir ses.

“BOP TIKIR TIKIR İŞLİYOR..!” MU?!
KÖŞE YAZISI

“BOP TIKIR TIKIR İŞLİYOR..!” MU?!

FreeNews.TR/ Kamil Tabak / Analist-Yazar Türkiye’nin Orta Doğu politikası ne zaman gündeme gelse, ülkesini eleştirmekten öte manipülatif beyanlarla kendi ülkesine tezviratta bulunm…

freenews.tr · Kamil Tabak

WhatsApp başlığı kalın ve paragrafları ayrı gönderir. Görsel önizlemesini alıcı platform oluşturur; görsel dosyası otomatik eklenmez. Fotoğraf olarak paylaşmak için Görseli indir ve Metni kopyala düğmelerini kullanın.

Etiketler: , ,


Yazar hakkında

Yorumlar

Aslında BOP , Orta Doğuda ABD ve İsrail’in etkisini azaltmaya, onlara oyun alanı bırakmamaya yönelikti. Erdoğan Orta doğuda yapılacak olan demokratik seçimlerde iktidara Türkiye dostu partilerin geleceğini çok iyi biliyordu. Nitekim Mısır da öyle oldu. Bu durumu fark eden Abd-İsrail bir anda Arap baharının karşısında yer aldı. Mekke anlaşmaları ise İsrail ve Abd nin İbrahim andlaşmalarına alternatif olarak devreye sokuldu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir