FreeNews cebinizde

Uygulama sitenin güncel haberlerini açar. Okumak için internet bağlantısı gerekir.

Voice of the Oppressed of the World13 Ekim 2026
FreeNews logosuVoice of the Oppressed of the World
Haber merkezi ↗

BM’deki Utanç Karelerine Azeri Gazeteciden Sert Tepki

· Ekim 3, 2026 · Güncelleme: Ekim 3, 2026

Özet ve ses yapay zekâ tarafından oluşturulur; ses gerçek bir kişiye ait kayıt değildir. Ayrıntılar için yazının tamamını okuyun.

 FREENEWS.TR-ÖZEL HABER

Netanyahu’nun Konuşmasına Tepkiler Dinmiyor: Azerbaycan Temsilcisinin Tutumu Gündem Oldu

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun konuşması sırasında, birçok Müslüman ülkenin temsilcisi salonu terk ederek protesto eylemi gerçekleştirdi. Ancak Azerbaycan temsilcisinin salonda kalması ve özellikle Netanyahu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alan asılsız iddialarını sessizce dinlemesi, İslam coğrafyasında ve Türkiye’de büyük bir tepkiye yol açarak kamuoyunun odağı haline geldi.

Bu tartışmalı konuyu Azerbaycanlı Gazeteci-Yazar Yaqut Hüseynova ile görüştük. Hüseynova, konuyu tüm ayrıntılarıyla ele aldığı kapsamlı ve çarpıcı yazısını freenews.tr okurlarıyla paylaştı.

İlgiyle okuyacağınız bu önemli yazıyı aşağıda Azeri Türkçesi ve İngilizce seçenekleriyle okuyabilirsiniz:

“Karabağ’dan Gazze’ye: Azerbaycan’ın İsrail Tercihinin Arka Planında Filistin-Ermenistan Hafızasının Rolü”

    Yazıya nasıl ve nereden başlayacağımı çok düşündüm. Tarihe geçen bu utanç verici olay bir Azerbaycanlı olarak beni çok sarstı. Evet, ben Azerbaycanlıyım. Asrın faciası adıyla dünya tarihine geçen Hocalı katliamının, Şuşa, Laçin, Kelbecer, Füzuli, Ağdam ve Karabağ’da yapılan Ermeni vahşetinin kalbimizde silinmez ve unutulmaz acılar bıraktı. Geçmişte yaşadığımız bu soykırımlar bize dünyada her zaman hakkın sesi olmayı, mazlumun yanında yer almayı ve zalime ve zulme karşı durmayı öğretti. Fakat geçtiğimiz günlerde BM’de yaşanan olay, Türk ve İslam dünyası tarihine bir utanç vesikası olarak geçmiştir. Halkı Müslüman olan ve Türk soyundan gelen bir devletin temsilcisinin soykırımcıların yanında yer aldığı izlenimi veren BM’deki o görüntü kabul edilebilir değildir. Ortaya konulan bu duruşun bir izahı da yoktur.

    BM’nin 81. Genel Kurulu’nda Gazze kasabı ve soykırımcı İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yönelik geniş çaplı bir protesto gerçekleşti. Aralarında Türkiye, Tunus, Suudi Arabistan, Katar, Senegal, Pakistan, Sudan, İran ve Endonezya’nın da bulunduğu çok sayıda ülkenin temsilcisi Netanyahu’nun kürsüye çıkmasının ardından, İsrail’in Gazze’deki soykırımı ve ateşkese rağmen saldırılarını sürdürmesine, işgal altındaki Batı Şeria’daki toprak gasplarına, Suriye ve Lübnan’a yönelik hukuksuz saldırılara tepki göstermek amacıyla Genel Kurul salonunu terk etti. Bu ülkelerin temsilcileri, kurulu onurları ile terk ederken Azerbaycan temsilcisi yerinden ayrılmayarak Netanyahu’nun konuşmasını hayranlıkla dinlemeye devam etti.

    Azerbaycan dışında Yunanistan, Slovenya, Kolombiya, Venezuela, Almanya, Arjantin, Macaristan, Sırbistan, Ukrayna, Çekya, İngiltere, Fransa, İrlanda, Belçika, Norveç ve Avrupa Birliği temsilcilerinin de salonda kalarak “Soykırıma” adeta destek veren bir tutum ortaya koydular. Hıristiyan dünyasını temsil eden bu ülkelerin İsrail canisinin konuşmasını sonuna kadar dinleyerek onun işlediği soykırım suçuna ortağı olmayı şeref saymaları milyonlarca vicdan sahibi insan gibi beni de hiç şaşırtmamıştır. Lakin benim ülkem Azerbaycan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) temsilcilerinin salonu terk etmemeleri birçok insanı olduğu gibi beni de üzmüş, öfkelendirmiştir.

  Özellikle Azerbaycan heyetinin çocuk katilini dinlerken hiç vicdanı sızladı mı merak ediyorum. Biz ne yapıyoruz, kimi dinliyoruz ve kimin yanındayız! Halbuki biz bugün Filistin topraklarında gerçekleşen soykırımı Karabağ’da yaşadık. Hocalı’da yüz binlerce çocuk ve kadının katledildiklerinin canlı şahitleriyiz.

   Gazze’de yapılan soykırımın benzerini kendi vatan topraklarında senelerce yaşayan bir devletin görevlendirdiği heyetin “ONE MİNUTE!” diyerek kürsüdeki caniye tepki göstermesini bir Azerbaycanlı olarak beklerdim. Ancak tasması Siyonistlerin elinde olanların böyle bir tepki göstermeleri ne yazık ki mümkün olamıyor.

   Son yıllarda Azerbaycan ile İsrail arasında yaşanan dostane ilişkinin perde arkası üzerinde uzun zamandır tartışmalar yapılırken, son BM Genel Kurulu’ndaki utanç kareleri ile birlikte iki ülke arasındaki bu “dostluğun” niteliği ve perde arkası daha fazla irdelenmeye başlandı. 

    Peki Azerbaycan’ın İsrail tercihinin arka planında neler yatmaktadır?

    Bakü yönetimi bir taraftan Filistin meselesinde iki devletli çözümü desteklediğini ve Gazze’deki insani durumun iyileştirilmesi gerektiğini açıklarken, diğer taraftan İsrail’le enerji, ticaret, yatırım, yüksek teknoloji, savunma ve güvenlik alanlarında “stratejik ortaklık” olarak tanımladığı ilişkilerini sürdürmektedir. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, Ocak 2026’da İsrail’le ilişkilerin “karşılıklı güven ve ortak çıkarlara dayanan stratejik ortaklık” niteliğinde olduğunu açıkça belirtmiştir.

    Bu tablo ilk bakışta bir çelişki gibi görülebilir. Ancak Azerbaycan’ın dış politikasını yalnızca “Filistin mi, İsrail mi?” sorusu üzerinden değerlendirmek, meselenin önemli bir bölümünü gözden kaçırabilir. Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkilerinde enerji, savunma, güvenlik, teknoloji, ekonomik çıkarlar, İran faktörü ve Karabağ meselesinin doğrudan etkileri bulunmaktadır. Bunların yanında, Azerbaycan toplumunda Filistin meselesine ilişkin tarihsel bir hafızanın da bulunduğu görülmektedir. Özellikle bazı Filistinli örgütlerle Ermeni örgütleri arasındaki geçmiş temaslara ilişkin anlatılar, Azerbaycan’da zaman zaman gündeme gelmiş; Filistin tarafı ise bu iddiaları reddetmiştir.

    Karabağ’da yaşananlar ve Filistin-Ermenistan ilişkilerine dair tarihsel hafıza, Azerbaycan’ın İsrail ve Filistin algısının oluşumunda, enerji, güvenlik ve jeopolitik çıkarların yanında tamamlayıcı bir rol oynamış olabilir mi?

    Azerbaycan’ın Filistin ve İsrail Politikası:

    Azerbaycan’ın Filistin konusundaki resmî tutumunu “Filistin karşıtlığı” olarak nitelendirmek mümkün olmasa da “Filistin dostluğu” olarak da nitelendirilemez.

    Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı 11 Şubat 2026 tarihli açıklamasında, Filistin meselesinde “iki devlet” ilkesine dayalı bir çözümü desteklediğini, bunun uluslararası hukuk ve ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiğini ifade etmiştir. İki ülke arasındaki diplomatik ilişki 15 Nisan 1992’de kuruldu. Azerbaycan’ın Filistin’e insani yardım sağladığı da bilinmektedir. Bu itibarla Azerbaycan’ın resmî diplomatik ilişkiler bakımından “Filistin’i tamamen dışlayan” bir politikadan da söz edemeyiz. Fakat aynı devletin İsrail’le ilişkileri çok daha geniş bir stratejik çerçeveye oturmaktadır.

     Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’nın 26 Ocak 2026 tarihli açıklamasında İsrail’le ilişkiler “stratejik ortaklık” olarak tanımlanmış; enerji, ticaret, yatırım, turizm, ulaştırma, yüksek teknoloji, savunma ve güvenlik gibi çok sayıda alan özellikle belirtilmiştir. Bu nedenle Azerbaycan’ın dış politikasını farklı çıkar alanlarında farklı ilişkileri aynı anda sürdüren çok katmanlı bir politika olarak ele almak daha doğru görünmektedir.

    Karabağ Faktörü:

    Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkilerini anlamanın en önemli noktalarından biri Karabağ meselesidir. Azerbaycan açısından toprak bütünlüğü ve egemenlik konusu, bağımsızlığın ilk yıllarından itibaren dış politikanın merkezindeki meselelerden biri olmuştur. Bu noktada İsrail’in Azerbaycan açısından taşıdığı önem, yalnızca ekonomik ilişkilerden ibaret değildir.

    İsrail’le savunma ve güvenlik alanındaki işbirliği uzun yıllar boyunca gelişmiş; yüksek teknoloji, savunma sistemleri ve güvenlik alanındaki ilişkiler ikili ilişkilerin önemli unsurları hâline gelmiştir.

    Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı da İsrail’le ilişkilerin güvenlik ve savunma boyutunu açık biçimde vurgulamaktadır. 2025 yılında yapılan bir görüşmede güvenlik, yüksek teknoloji, havacılık, yatırım ve enerji alanlarındaki işbirliği ele alınmıştır. Bu durum önemli bir noktaya işaret etmektedir: Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkileri, Filistin meselesinden bağımsız olarak da güçlü stratejik nedenlere sahiptir. Dolayısıyla Bakü’nün İsrail’le yakınlığını yalnızca Filistin’e yönelik bir tepkiyle açıklamak eksik kalır.

     Filistin-Ermenistan İlişkileri Konusundaki Algı:

     Azerbaycan’ın İsrail ile geliştirdiği stratejik ilişkinin arka planında, Filistin hareketinin Ermeni meselesinde ileri sürülen tutumuna ilişkin Azerbaycan’da oluşmuş olumsuz algının bir etkisi var mıdır?

     Kanaatimce evet. Azerbaycan kamuoyunda farklı bir tarihsel anlatı bulunmaktadır. Bu anlatıya göre bazı Filistinli örgütler geçmişte Ermeni örgütleriyle ilişki içerisinde olmuş, hatta Ermeni örgütlerine çeşitli biçimlerde destek sağlamıştır. Bu iddia yıllarca İsrail odaklı ve Bakü merkezli çevrelerce topluma adeta empoze edilmiştir.

    Yaser Arafat’ın bazı açıklamaları da Azerbaycan’daki tartışmalarda zaman zaman gündeme getirilmektedir. Halkın nezdinde oluşmuş olumsuz algıda Arafat’ın 2002’de PBS/Frontline’a verdiği iddia edilen röportajında Kudüs’teki Ermeni Mahallesi’nden söz etmesi ve Ermenileri terk etmeyeceği yönünde yaptığı iddia edilen açıklamasının etkisi olduğu söylenmektedir.

    Azerbaycan halkının üzerine oluşturulan tüm bu algılara bakarak “Filistin yönetimi Azerbaycan’a karşı Ermenilerin yanında yer aldı.” sonuçlarını çıkarmak da mümkün değildir.  Zira iddia edilen söz konusu konuşma Kudüs’teki Ermeni Mahallesi ile ilgilidir. Bu nedenle Arafat’ın bu sözlerini doğrudan Azerbaycan-Ermenistan çatışmasına veya ASALA’nın faaliyetlerine yönelik bir destek açıklaması olarak göstermek tarihsel açıdan doğru değildir. Başka bir ifadeyle: Arafat’ın Ermenilerle ilgili olumlu veya koruyucu bir açıklama yapmış olması başka; Azerbaycan’a karşı Ermeni tarafını desteklediğini gösteren bir belge bulunması başka bir meseledir. Bu nedenle Arafat’ın sözleri, Azerbaycan’daki tarihsel algının bir unsuru olarak incelenebilir; fakat Azerbaycan’a karşı Ermeni politikası yürüttüğünün doğrudan kanıtı olarak kullanılamaz.

   Tarihsel Gerçek ile Toplumsal Hafıza:

   Bir toplumun dış politika algısını yalnızca devletler arasındaki resmî anlaşmalar belirlemez. Savaşlar, kayıplar, işgaller, katliamlar ve başka devletlerin veya örgütlerin çatışma sırasında hangi tarafta yer aldığına ilişkin düşünceler de uzun yıllar yaşayabilir. Azerbaycan açısından Karabağ savaşı böyle bir hafıza alanıdır.

   Bakü, Research Institute tarafından yayımlanan araştırma, Azerbaycan’daki Karabağ ve Filistin söylemlerinin tarihsel süreçte zaman zaman birbiriyle ilişkilendirildiğini ortaya koymaktadır. Araştırma aynı zamanda Filistin Büyükelçiliği’nin Azerbaycan’da Filistin’in Ermenistan’ı desteklediği yönündeki suçlamalara cevap verdiğini göstermektedir.

   Bu nokta oldukça önemlidir. Çünkü Filistin Büyükelçiliği’nin böyle bir suçlamayı özel olarak reddetme ihtiyacı duyması, en azından söz konusu anlatının Azerbaycan kamuoyunda mevcut olduğunu göstermektedir. Büyükelçilik, ASALA ile Filistin arasındaki ilişki iddialarını reddetmiş; Filistin’in Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü desteklediğini vurgulamıştır.

    Azerbaycan’da Filistin Algısının Karabağ ile Kesişmesi

    Bakü, Research Institute’nin araştırması ayrıca Azerbaycan’daki Filistin algısının yalnızca Ortadoğu siyasetiyle sınırlı olmadığını göstermektedir. Karabağ ile Filistin’in “işgal”, “toprak bütünlüğü” ve “uluslararası hukuk” kavramları üzerinden karşılaştırıldığı dönemler olmuştur. Filistin Büyükelçiliği de Azerbaycan kamuoyuna yönelik açıklamalarında Filistin’in işgal altındaki bir devlet olduğunu vurgulayarak, Azerbaycan’ın Karabağ meselesinde kullandığı siyasal terminolojiyle paralellik kurmaya çalışmıştır. Ancak Azerbaycan devletinin İsrail’le yakınlaşmasıyla birlikte bu eski “Karabağ-Filistin dayanışması” söyleminin devlet düzeyindeki ağırlığının azaldığı da aynı araştırmada belirtilmektedir. Azerbaycan’ın İsrail’e yaklaşması yalnızca “Filistin’e karşı bir tercih” olmayabilir. Daha doğru bir ifadeyle, Azerbaycan dış politikasında Karabağ meselesinin çözümü ve güvenlik ihtiyaçları İsrail’le ilişkilerin önemini artırırken, Filistin meselesine yönelik tarihsel dayanışma söylemi devlet politikasında daha geri planda kalmış olabilir.

    İran Faktörü:

   Azerbaycan-İsrail ilişkilerini değerlendirirken İran faktörünün de göz ardı etmemek gerekir. Azerbaycan’ın İran’la tarihî, kültürel ve ekonomik bağları bulunmasına rağmen iki ülke arasında son yıllarda ciddi güvenlik sorunları yaşanmıştır.

   2026 yılında İran’dan Nahçıvan’a yönelik drone saldırılarının ardından İsrail, Azerbaycan’a destek açıklamıştır. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre İsrail Dışişleri Bakanı saldırıyı kabul edilemez olarak nitelendirmiş ve Azerbaycan’la dayanışma ifade etmiştir. Bu olay, İsrail-Azerbaycan ilişkilerinin yalnızca Filistin meselesi üzerinden değerlendirilmesinin neden yetersiz olduğunu göstermektedir.

    Bakü açısından İsrail’le ilişkiler, Siyonizm’in küresel bir aktör olmasının dayanılmaz şehvetinin etkisinin de etkili olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Yıllarca ülkesinde göstermelik seçimler yaparak iktidarını sürdürebilmesinin başka da bir izahı olamaz. Dolayısıyla İsrail’le ilişkilerin temelinde: savunma, güvenlik, enerji, teknoloji, ekonomik ilişkiler, İran faktörü ve Karabağ sonrası bölgesel denge ile küresel anlamda “dokunulmaz” olma ayrıcalığına sahip olmak gibi somut unsurlar bulunmaktadır.

     Sonuç olarak;

     Azerbaycan toplumundaki tarihsel hafıza göz ardı edilmemelidir. Her ne kadar bazı Ermeni örgütleri ile bazı Filistinli örgütler arasında geçmişte bazı temaslar olduğu veya Filistinli yetkililerin sarfettiği iddia edilen söylemleri; Azerbaycan toplumu üzerinde önemli bir etki oluşturmuş olsa da Filistin halkını, Filistin devletini ya da Yaser Arafat’ı Azerbaycan’a karşı Ermeni tarafının destekçisi olarak göstermek mümkün değildir. Buna karşılık bu tür tarihsel anlatıların Azerbaycan’da bir algı oluşturduğu da yadsınamaz bir gerçektir.

    Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkilerini Filistin’e duyduğu tepki nedeniyle geliştirmiştir söylemi doğrudur ancak yeterli değildir. Makalemin birkaç yerinde de vurguladığım gibi iki ülke arasında yaşanan “bahar havasını” salt oluşan “Filistin antipatisi” algısına bağlamamak gerek. Bu, nedenlerden sadece biridir.

   Azerbaycan-İsrail ilişkilerinin oluşumunda enerji, savunma, güvenlik ve jeopolitik çıkarlar gibi somut faktörler belirleyici olmakla birlikte, Azerbaycan toplumunda Filistin hareketinin geçmişte Ermeni örgütleriyle ilişkili olduğu yönündeki tarihsel algının, İsrail’e yönelik toplumsal sempati ve Filistin meselesine yaklaşımı üzerinde etkili olduğu kanaatindeyim. Bakü yönetiminin ülkede halka reva gördüğü antidemokratik yönetim anlayışından ötürü uluslararası camiadan görebileceği tepki, iktidarı kaybetme endişesi gibi saiklerle Siyonizm’in himayesine duyduğu ihtiyaç da bu “tutkunu” başka bir nedenidir.

                                                                                      YAQUT HÜSEYNOVA (ZENGİN)

1. AZERBAYCAN TÜRKÇESİ ÇEVİRİSİ

BMT-dəki Utanc Kadrlarına Azərbyacan Jurnalistindən sərt reaksiya

“Qarabağdan Qəzzəyə: Azərbaycanın İsrail Seçiminin Arxa Planında Fələstin-Ermənistan Hafizəsinin Rolü”

Yazıya necə və haradan başlayacağımı çox düşündüm. tarixə keçən bu utancverici hadisə bir azərbaycanlı olaraq məni çox sarsıtdı. Bəli, mən azərbaycanlıyam. Əsrin faciəsi adı ilə dünya tarixinə düşən Xocalı soyqırımının, Şuşa, Laçın, Kəlbəcər, Füzuli, Ağdam və Qarabağda törədilən erməni vəhşiliyinin qəlbimizdə silinməz və unudulmaz acılar buraxdığı bir həqiqətdir. Keçmişdə yaşadığımız bu soyqırımlar bizə dünyada hər zaman haqqın səsi olmağı, məzlumun yanında yer almağı və zalıma, zülmə qarşı durmağı öyrətdi. Lakin son günlərdə BMT-də baş verən hadisə türk və islam dünyası tarixinə bir utanc sənədi olaraq keçmişdir. Xalqı müsəlman olan və türk soyundan gələn bir dövlətin nümayəndəsinin soyqırımçıların yanında yer aldığı təəssüratını yaradan BMT-dəki o görüntü qəbul oluna bilməz. Ortaya qoyulan bu duruşun heç bir izahı da yoxdur.

BMT-nin 81-ci Baş Assambleyasında Qəzzə qəssabı və soyqırımçı İsrailin baş naziri Binyamin Netanyahuya qarşı genişmiqyaslı etiraz aksiyası keçirildi. Aralarında Türkiyə, Tunis, Səudiyyə Ərəbistanı, Qətər, Seneqal, Pakistan, Sudan, İran və İndoneziyanın da olduğu çox sayda ölkənin nümayəndəsi Netanyahunun kürsüyə çıxmasından sonra İsrailin Qəzzədəki soyqırımı və atəşkəsə baxmayaraq hücumlarını davam etdirməsini, işğal altındakı İordan çayının qərb sahilindəki torpaq zəbtlərini, Suriya və Livan hüquqsuz hücumlarını protesto etmək məqsədilə Baş Assambleya zalını tərk etdi. Bu ölkələrin nümayəndələri qurultayı vicdanları və şərəfləri ilə tərk edərkən Azərbaycan nümayəndəsi yerindən ayrılmayaraq Netanyahunun çıxışını heyranlıqla dinləməyə davam etdi.

Azərbaycan xaricində Yunanıstan, Sloveniya, Kolumbiya, Venesuela, Almaniya, Argentina, Macarıstan, Serbiya, Ukrayna, Çexiya, Böyük Britaniya, Fransa, İrlandiya, Belçika, Norveç və Avropa İttifaqının nümayəndələri də salonda qalaraq “Soyqırıma” adətən dəstək verən bir mövqe sərgilədilər. Xristian dünyasını təmsil edən bu ölkələrin İsrail qarisinin çıxışını sonuna qədər dinləyərək onun töratdığı soyqırım cinayətinə ortaq olmağı şərəf saymaları milyonlarla vicdan sahibi insan kimi məni də əsla təəccübləndirməmişdir. Lakin mənim ölkəm Azərbaycanın və Birləşmiş Ərəb Əmirliklərinin (BƏƏ) nümayəndələrinin zalı tərk etməmələri bir çox insanı olduğu kimi məni də üzmüş, qəzəbləndirmişdir.

Xüsusilə Azərbaycan heyətinin uşaq qatilini dinləyərkən heç vicdanı sızıldadımı, maraqlanıram. Biz nə edirik, kimi dinləyirik və kimin yanındayıq?! Halbuki biz bu gün Fələstin torpaqlarında baş verən soyqırımı Qarabağda yaşadıq. Xocalıda yüz minlərlə uşaq və qadının qətlə yetirilməsinin canlı şahidləriyik.

Qəzzədə töradilən soyqırımın bənzərini öz Vətən torpaqlarında illərlə yaşayan bir dövlətin təyin etdiyi heyətin “ONE MİNUTE!” deyərək kürsüdəki caniyə reaksiya göstərməsini bir azərbaycanlı olaraq gözləyərdim. Ancaq tasması sionistlərin əlində olanların belə bir reaksiya göstərmələri təəssüf ki, mümkün ola bilmir.

Son illərdə Azərbaycan ilə İsrail arasında yaşanan dostluq münasibətlərinin pərdəarxası üzərində uzun zamandır müzakirələr gedərkən, son BMT Baş Assambleyasındakı utanc kadrları ilə birlikdə iki ölkə arasındakı bu “dostluğun” mahiyyəti və pərdəarxası daha çox müzakirə olunmağa başlandı.

Bəs Azərbaycanın İsrail seçiminin arxa planında nələr dayanır?

Bakı rəhbərliyi bir tərəfdən Fələstin məsələsində iki dövlətli həll yolunu dəstəklədiyini və Qəzzədəki humanitar vəziyyətin yaxşılaşdırılmalı olduğunu açıqlayarkən, digər tərəfdən İsraillə enerji, ticarət, sərmayə, yüksək texnologiya, müdafiə və təhlükəsizlik sahələrində “strateji tərəfdaşlıq” olaraq xarakterizə etdiyi əlaqələrini davam etdirməkdədir. Azərbaycan Xarici İşlər Nazirliyi 2026-cı ilin yanvar ayında İsraillə münasibətlərin “qarşılıqlı etimad və ortaq maraqlara əsaslanan strateji tərəfdaşlıq” mahiyyətində olduğunu açıq şəkildə bildirmişdir.

Bu mənzərə ilk baxışdan bir ziddiyyət kimi görünə bilər. Lakin Azərbaycanın xarici siyasətini yalnız “Fələstin, yoxsa İsrail?” sualı üzərindən qiymətləndirmək məsələnin mühüm bir hissəsini nəzərdən qaçıra bilər. Azərbaycanın İsraillə münasibətlərində enerji, müdafiə, təhlükəsizlik, texnologiya, iqtisadi maraqlar, İran amili və Qarabağ məsələsinin birbaşa təsirləri mövcuddur. Bunlarla yanaşı, Azərbaycan cəmiyyətində Fələstin məsələsinə dair tarixi bir hafisənin də olduğu müşahidə edilir. Xüsusilə bəzi fələstinli təşkilatlarla erməni təşkilatları arasındakı keçmiş təmaslarla bağlı anlatılar azərbaycanlılar arasında zaman-zaman gündəmə gəlmiş, Fələstin tərəfi isə bu iddiaları rədd etmişdir.

Qarabağda baş verənlər və Fələstin-Ermənistan münasibətlərinə dair tarixi hafisə Azərbaycanın İsrail və Fələstin anlayışının formalaşmasında enerji, təhlükəsizlik və geosiyasi maraqlarla yanaşı tamamlayıcı bir rol oynamış ola bilərmi?

Azərbaycanın Fələstin və İsrail Siyasəti:

Azərbaycanın Fələstin konusundakı rəsmi mövqeyini “Fələstinə qarşı olmaq” kimi xarakterizə etmək mümkün olmasa da, “Fələstin dostluğu” kimi də dəyərləndirmək olmaz.

Azərbaycan Xarici İşlər Nazirliyi 11 fevral 2026-cı il tarixli açıqlamasında Fələstin məsələsində “iki dövlət” prinsipinə əsaslanan bir həlli dəstəklədiyini, bunun beynəlxalq hüquq və müvafiq BMT Təhlükəsizlik Şurasının qərarları çərçivəsində baş verməli olduğunu ifadə etmişdir. İki ölkə arasında diplomatik əlaqələr 15 aprel 1992-ci ildə qurulub. Azərbaycanın Fələstinə humanitar yardım göstərdiyi də məlumdur. Bu etibarla Azərbaycanın rəsmi diplomatik əlaqələr baxımından “Fələstini tamamilə kənara qoyan” bir siyasətindən də söz edə bilmərik. Lakin eyni dövlətin İsraillə münasibətləri çox daha geniş strateji çərçivəyə əsaslanır.

Azərbaycan Xarici İşlər Nazirliyinin 26 yanvar 2026-cı il tarixli açıqlamasında İsraillə münasibətlər “strateji tərəfdaşlıq” olaraq adlandırılmış; enerji, ticarət, sərmayə, turizm, nəqliyyat, yüksək texnologiya, müdafiə və təhlükəsizlik kimi çox sayda sahə xüsusilə vurğulanmışdır. Buna görə də Azərbaycanın xarici siyasətini fərqli maraq sahələrində fərqli əlaqələri eyni anda davam etdirən çoxqatlı bir siyasət olaraq qəbul etmək daha düzgün görünür.

Qarabağ Amili:

Azərbaycanın İsraillə münasibətlərini anlamanın ən önəmli nöqtələrindən biri Qarabağ məsələsidir. Azərbaycan baxımından ərazi bütövlüyü və suverenlik məsələsi müstəqilliyin ilk illərindən etibarən xarici siyasətin mərkəzindəki məsələlərdən biri olmuşdur. Bu nöqtədə İsrailin Azərbaycan üçün daşıdığı əhəmiyyət təkcə iqtisadi münasibətlərdən ibarət deyil.

İsraillə müdafiə və təhlükəsizlik sahəsindəki əməkdaşlıq uzun illər boyunca inkişaf etmiş, yüksək texnologiya, müdafiə sistemləri və təhlükəsizlik sahəsindəki əlaqələr ikitərəfli münasibətlərin mühüm ünsürlərinə çevrilmişdir.

Azərbaycan Xarici İşlər Nazirliyi də İsraillə münasibətlərin təhlükəsizlik və müdafiə tərəfini açıq şəkildə vurğulamaqdadır. 2025-ci ildə keçirilən bir görüşdə təhlükəsizlik, yüksək texnologiya, aviasiya, sərmayə və enerji sahələrindəki əməkdaşlıq müzakirə olunmuşdur. Bu durum mühüm bir nöqtəyə işarə edir: Azərbaycanın İsraillə əlaqələri Fələstin məsələsindən asılı olmayaraq da güclü strateji səbəblərə malikdir. Odur ki, Bakının İsraillə yaxınlığını yalnız Fələstinə yönəlmiş bir reaksiya ilə izah etmək natamam qalar.

Fələstin-Ermənistan Münasibətlərinə dair Anlayış:

Azərbaycanın İsraillə inkişaf etdirdiyi strateji əlaqənin arxa planında Fələstin hərəkatının erməni məsələsində irəli sürdüyü mövqeyinə dair Azərbaycanda yaranmış mənfi rəyin hər hansı təsiri varmı?

Mənim qənaətimcə, bəli. Azərbaycan ictimaiyyətində fərqli bir tarixi rəvayət mövcuddur. Bu rəvayətə görə, bəzi fələstinli təşkilatlar keçmişdə erməni təşkilatları ilə əlaqədə olub, hətta erməni təşkilatlarına müxtəlif formalarda dəstək veriblər. Bu iddia illərdir İsrail yönümlü və Bakı mərkəzli dairələr tərəfindən cəmiyyətə adətən yeridilmişdir.

Yasər Ərafatın bəzi açıqlamaları da Azərbaycandakı müzakirələrdə vaxtaşırı gündəmə gətirilir. Xalqın nəzdində yaranmış mənfi rəydə Ərafatın 2002-ci ildə PBS/Frontline-a verdiyi iddia edilən müsahibəsində Qüdsdəki Erməni məhəlləsindən bəhs etməsi və erməniləri tərk etməyəcəyi istiqamətində etdiyi iddia olunan açıqlamasının təsiri olduğu söylənilir.

Azərbaycan xalqının üzərində formalaşdırılan bütün bu rəylərə baxaraq “Fələstin rəhbərliyi Azərbaycana qarşı ermənilərin yanında yer aldı” nəticələrini çıxarmaq da mümkün deyil. Çünki bəhs edilən sözügedən çıxış Qüdsdəki Erməni məhəlləsi ilə bağlıdır. Ona görə də Ərafatın bu sözlərini birbaşa Azərbaycan-Ermənistan münaqişəsinə və ya ASALA-nın fəaliyyətlərinə yönəlmiş bir dəstək açıqlaması kimi göstərmək tarixi baxımdan düzgün deyil. Başqa sözlə: Ərafatın ermənilərlə bağlı müsbət və ya qoruyucu bir açıqlama vermiş olması başqa, Azərbaycana qarşı erməni tərəfini dəstəklədiyini göstərən bir sənədin olması başqa bir məsələdir. Bu səbəbdən Ərafatın sözləri Azərbaycandakı tarixi rəyin bir ünsürü kimi araşdırıla bilər, lakin Azərbaycana qarşı erməni siyasəti yürütdüyünün birbaşa sübutu kimi istifadə oluna bilməz.

Tarixi Həqiqət ilə İctimai Hafizə:

Bir cəmiyyətin xarici siyasət rəyini təkcə dövlətlər arasındakı rəsmi müqavilələr müəyyən etmir. Müharibələr, itkilər, işğallar, qırğınlar və başqa dövlətlərin və ya təşkilatların münaqişə zamanı hansı tərəfdə yer aldığına dair düşüncələr də uzun illər yaşaya bilər. Azərbaycan baxımından Qarabağ müharibəsi belə bir hafizə sahəsidir.

Bakı Research Institute tərəfindən yayımlanan tədqiqat Azərbaycandakı Qarabağ və Fələstin söyləmlərinin tarixi prosesdə zaman-zaman bir-biri ilə əlaqələndirildiyini ortaya qoymaqdadır. Tədqiqat eyni zamanda Fələstin səfirliyinin Azərbaycanda Fələstinin Ermənistanı dəstəklədiyi yönündeki ittihamlara cavab verdiyini göstərir.

Bu nöqtə olduqca vacibdir. Çünki Fələstin səfirliyinin belə bir ittihamı xüsusi olaraq rədd etmək ehtiyacı duyması, heç olmasa sözügedən rəvayətin Azərbaycan ictimaiyyətində mövcud olduğunu göstərir. Səfirlik ASALA ilə Fələstin arasındakı əlaqə iddialarını rədd etmiş, Fələstinin Azərbaycanın ərazi bütövlüyünü dəstəklədiyini vurğulamışdır.

Azərbaycanda Fələstin Rəyinin Qarabağ ilə Kəsişməsi:

Bakı Research Institute-nin tədqiqatı həmçinin Azərbaycandakı Fələstin rəyinin təkcə Yaxın Şərq siyasəti ilə məhdudlaşmadığını göstərir. Qarabağ ilə Fələstinin “işğal”, “ərazi bütövlüyü” və “beynəlxalq hüquq” anlayışları üzərindən müqayisə olunduğu dövrlər olub. Fələstin səfirliyi də Azərbaycan ictimaiyyətinə yönəlmiş açıqlamalarında Fələstinin işğal altında olan bir dövlət olduğunu vurğulayaraq, Azərbaycanın Qarabağ məsələsində istifadə etdiyi siyasi terminologiya ilə paralellik qurmağa çalışmışdır. Lakin Azərbaycan dövlətinin İsraillə yaxınlaşması ilə birlikdə bu köhnə “Qarabağ-Fələstin həmrəyliyi” söyləminin dövlət səviyyəsindəki çəkisi azaldığı da həmin tədqiqatda qeyd olunur. Azərbaycanın İsrailə yaxınlaşması təkcə “Fələtingə qarşı bir seçim” olmaya bilər. Daha düzgün desək, Azərbaycan xarici siyasətində Qarabağ məsələsinin həlli və təhlükəsizlik ehtiyacları İsraillə münasibətlərin əhəmiyyətini artırarkən, Fələstin məsələsinə yönəlmiş tarixi həmrəylik söyləmi dövlət siyasətində daha arxa planda qalmış ola bilər.

İran Amili:

Azərbaycan-İsrail münasibətlərini dəyərləndirərkən İran amilini də nəzərdən qaçırmamaq lazımdır. Azərbaycanın İran ilə tarixi, mədəni və iqtisadi bağları olmasına baxmayaraq, iki ölkə arasında son illərdə ciddi təhlükəsizlik problemləri yaşanıb.

2026-cı ildə İrandan Naxçıvana yönəlmiş dron hücumlarından sonra İsrail Azərbaycana dəstək açıqlaması verib. Azərbaycan Xarici İşlər Nazirliyinin açıqlamasına görə, İsrailin Xarici İşlər naziri hücumu qəbuledilməz olaraq xarakterizə edib və Azərbaycanla həmrəylik ifadə edib. Bu hadisə İsrail-Azərbaycan münasibətlərinin təkcə Fələstin məsələsi üzərindən qiymətləndirilməsinin nə üçün yetərsiz olduğunu göstərir.

Bakı baxımından İsraillə münasibətlər sionizmin qlobal bir aktor olmasının dözülməz ehtirasının təsirinin olduğunu da gözardı etməmək lazımdır. İllərdir ölkəsində nümayişkaranə seçkilər keçirərək iqtidarını davam etdirə bilməsinin başqa bir izahı ola bilməz. Odur ki, İsraillə münasibətlərin əsasında müdafiə, təhlükəsizlik, enerji, texnologiya, iqtisadi əlaqələr, İran amili və Qarabağ sonrası regional balans ilə qlobal mənada “toxunulmaz” olmaq imtiyazına sahib olmaq kimi konkret ünsürlər dayanır.

Nəticə olaraq;

Azərbaycan cəmiyyətindəki tarixi hafisə nəzərdən qaçırılmamalıdır. Hər nə qədər bəzi erməni təşkilatları ilə bəzi fələstinli təşkilatlar arasında keçmişdə müəyyən təmaslar olduğu və ya fələstinli səlahiyyətlilərin səsləndirdiyi iddia edilən fikirlər Azərbaycan cəmiyyəti üzərində əhəmiyyətli bir təsir yaratmış olsa da, Fələstin xalqını, Fələstin dövlətini və ya Yasər Ərafatı Azərbaycana qarşı erməni tərəfinin dəstəkçisi kimi göstərmək mümkün deyil. Buna qarşıq bu cür tarixi rəvayətlərin Azərbaycanda bir rəy formalaşdırdığı da danılmaz bir həqiqətdir.

Azərbaycanın İsraillə münasibətlərini Fələstinə duyduğu reaksiya səbəbindən inkişaf etdirdiyi söyləmi düzgündür, lakin yetərli deyil. Məqaləmin bir neçə yerində də vurğuladığım kimi, iki ölkə arasında yaşanan “bahar havasını” yalnız yaranmış “Fələstin antipatiyası” rəyinə bağlamaq lazım deyil. Bu, səbəblərdən yalnız biridir.

Azərbaycan-İsrail münasibətlərinin yaranmasında enerji, müdafiə, təhlükəsizlik və geosiyasi maraqlar kimi konkret faktorlar həlledici olmaqla yanaşı, Azərbaycan cəmiyyətində Fələstin hərəkatının keçmişdə erməni təşkilatları ilə əlaqəli olduğu yönündəki tarixi rəyin İsrailə yönəlmiş ictimai simpatiya və Fələstin məsələsinə yanaşma üzərində təsirli olduğu qənaətindəyəm. Bakı rəhbərliyinin ölkədə xalqa rəva gördüyü antidemokratik idarəçilik anlayışından ötürə beynəlxalq camiədən görə biləcəyi təpki, iqtidarı itirmək narahatlığı kimi amillərlə sionizmin himayəsinə duyduğu ehtiyac da bu “ehtirasın” başqa bir səbəbidir.

JURNALİST – YAZAR / YAQUT HÜSEYNOVA (ZƏNGİN)

2. İNGİLİZCE ÇEVİRİSİ

Reactions to Netanyahu’s Speech Continue: The Stance of the Azerbaijani Representative Sparks Debate

During the United Nations General Assembly, while a large majority of Muslim country representatives walked out of the hall to protest Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu’s speech, the Azerbaijani representative remained in the room. Notably, listening silently to Netanyahu’s unfounded and slanderous remarks targeting President Erdoğan caused widespread outrage across the Islamic world and particularly in Turkey, making it a major agenda item.

We asked Azerbaijani Journalist and Author Yaqut Hüseynova about this controversial issue. Hüseynova addressed the matter in all its details with an insightful article, presenting it to the readers of freenews.tr.

You can read this compelling article below in both Azerbaijani Turkic and English:

Sharp Reaction from an Azerbaijani Journalist to the Shameful Scenes at the UN

“From Karabakh to Gaza: The Role of Palestinian-Armenian Memory in the Background of Azerbaijan’s Israel Preference”

I thought long and hard about how and where to begin this article. This shameful event, which has gone down in history, shook me deeply as an Azerbaijani. Yes, I am an Azerbaijani. The Khojaly massacre, which entered world history as the disaster of the century, and the Armenian atrocities committed in Shusha, Lachin, Kalbajar, Fuzuli, Aghdam, and Karabakh have left indelible and unforgettable pains in our hearts. The genocides we experienced in the past have taught us to always be the voice of justice in the world, to stand by the oppressed, and to oppose the tyrant and oppression. However, the recent incident at the UN has gone down in the history of the Turkic and Islamic world as a document of shame. The image at the UN, giving the impression that the representative of a state whose people are Muslim and of Turkic descent stood side by side with the perpetrators of genocide, is unacceptable. There is no explanation for this stance.

At the 81st General Assembly of the UN, a widespread protest took place against Benjamin Netanyahu, the butcher of Gaza and the genocidal Prime Minister of Israel. Following Netanyahu taking the rostrum, representatives of numerous countries—including Turkey, Tunisia, Saudi Arabia, Qatar, Senegal, Pakistan, Sudan, Iran, and Indonesia—left the General Assembly hall to protest Israel’s genocide in Gaza, its continued attacks despite the ceasefire, its land seizures in the occupied West Bank, and its unlawful attacks on Syria and Lebanon. While these country representatives left the assembly with their dignity intact, the Azerbaijani representative did not leave his seat and continued to watch Netanyahu’s speech with admiration.

Apart from Azerbaijan, representatives from Greece, Slovenia, Colombia, Venezuela, Germany, Argentina, Hungary, Serbia, Ukraine, Czechia, the UK, France, Ireland, Belgium, Norway, and the European Union also remained in the hall, displaying an attitude that practically supported the “genocide.” It did not surprise me at all, much like millions of people with a clear conscience, that these countries representing the Christian world considered it an honor to listen to the Israeli villain’s speech until the end and thereby become partners in his crime of genocide. However, the fact that the representatives of my country, Azerbaijan, and the United Arab Emirates (UAE) did not leave the hall saddened and angered me, as it did many others.

I wonder especially if the conscience of the Azerbaijani delegation pricked at all while listening to the child killer. What are we doing, whom are we listening to, and whose side are we on?! Yet we experienced the genocide happening in Palestine today right there in Karabakh. We are living witnesses to the massacre of hundreds of thousands of children and women in Khojaly.

As an Azerbaijani, I would have expected the delegation appointed by a state that suffered years of similar genocide in its own homeland to react to the villain at the rostrum by shouting “ONE MINUTE!” But unfortunately, those whose leashes are held by Zionists are unable to show such a reaction.

While discussions have long taken place behind the scenes of the friendly relations between Azerbaijan and Israel in recent years, the nature and behind-the-scenes reality of this “friendship” have begun to be scrutinized more heavily following these shameful scenes at the latest UN General Assembly.

So, what lies behind Azerbaijan’s preference for Israel?

While the Baku administration declares on one hand that it supports a two-state solution to the Palestinian issue and that the humanitarian situation in Gaza must be improved, on the other hand, it continues its relations with Israel—which it defines as a “strategic partnership”—in the fields of energy, trade, investment, high technology, defense, and security. The Azerbaijani Ministry of Foreign Affairs explicitly stated in January 2026 that relations with Israel possess the character of a “strategic partnership based on mutual trust and common interests.”

At first glance, this picture may seem like a contradiction. However, evaluating Azerbaijan’s foreign policy solely through the question of “Palestine or Israel?” may cause us to overlook a crucial part of the issue. Azerbaijan’s relations with Israel are directly influenced by energy, defense, security, technology, economic interests, the Iran factor, and the Karabakh issue. Alongside these, it is observed that a historical memory regarding the Palestinian issue exists within Azerbaijani society. In particular, narratives regarding past contacts between certain Palestinian organizations and Armenian organizations have occasionally come to the agenda in Azerbaijan, while the Palestinian side has denied these allegations.

Could what happened in Karabakh and the historical memory regarding Palestinian-Armenian relations have played a complementary role—alongside energy, security, and geopolitical interests—in shaping Azerbaijan’s perception of Israel and Palestine?

Azerbaijan’s Palestine and Israel Policy:

Although it is not possible to characterize Azerbaijan’s official stance on the Palestinian issue as “anti-Palestinian,” it cannot be described as “pro-Palestinian” either.

In its statement dated February 11, 2026, the Azerbaijani Ministry of Foreign Affairs stated that it supports a solution based on the “two-state” principle regarding the Palestinian issue, and that this should take place within the framework of international law and relevant UN Security Council resolutions. Diplomatic relations between the two countries were established on April 15, 1992. It is also known that Azerbaijan provides humanitarian aid to Palestine. Therefore, in terms of official diplomatic relations, we cannot speak of a policy that “completely excludes Palestine.” However, the same state’s relations with Israel are situated within a much broader strategic framework.

In the Azerbaijani Foreign Ministry’s statement dated January 26, 2026, relations with Israel were defined as a “strategic partnership,” and numerous fields—such as energy, trade, investment, tourism, transportation, high technology, defense, and security—were specifically highlighted. Therefore, it appears more accurate to treat Azerbaijan’s foreign policy as a multi-layered policy that simultaneously sustains different relations across various areas of interest.

The Karabakh Factor:

One of the most important points in understanding Azerbaijan’s relations with Israel is the Karabakh issue. For Azerbaijan, the issue of territorial integrity and sovereignty has been at the center of foreign policy since the early years of independence. At this point, the importance that Israel holds for Azerbaijan is not limited solely to economic relations.

Cooperation in the fields of defense and security with Israel has developed over many years, and relations in high technology, defense systems, and security have become vital elements of bilateral ties.

The Azerbaijani Ministry of Foreign Affairs also clearly emphasizes the security and defense dimension of relations with Israel. During a meeting held in 2025, cooperation in security, high technology, aviation, investment, and energy was discussed. This situation points to an important fact: Azerbaijan’s relations with Israel have strong strategic reasons independent of the Palestinian issue. Therefore, explaining Baku’s closeness to Israel solely as a reaction to Palestine remains incomplete.

The Perception Regarding Palestinian-Armenian Relations:

Is there any impact of the negative perception formed in Azerbaijan regarding the Palestinian movement’s alleged stance on the Armenian issue in the background of the strategic relationship developed by Azerbaijan with Israel?

In my opinion, yes. There is a different historical narrative within Azerbaijani public opinion. According to this narrative, certain Palestinian organizations were in contact with Armenian organizations in the past and even provided various forms of support to them. This claim has been practically instilled into society for years by Israel-oriented and Baku-centric circles.

Certain statements by Yasser Arafat are also brought up from time to time in discussions within Azerbaijan. It is said that Arafat’s alleged 2002 interview with PBS/Frontline—in which he mentioned the Armenian Quarter in Jerusalem and allegedly stated that he would not abandon the Armenians—has had an impact on the negative perception formed among the public.

Looking at all these narratives built upon the Azerbaijani people, it is not possible to draw conclusions such as “The Palestinian leadership took the side of the Armenians against Azerbaijan.” After all, the speech in question concerns the Armenian Quarter in Jerusalem. Therefore, presenting Arafat’s words directly as a declaration of support for the Armenian-Azerbaijani conflict or ASALA’s activities is historically incorrect. In other words, it is one thing for Arafat to have made positive or protective statements regarding Armenians, and quite another to have a document showing that he supported the Armenian side against Azerbaijan. For this reason, Arafat’s words can be examined as an element of the historical perception in Azerbaijan, but they cannot be used as direct proof that he pursued an anti-Azerbaijani Armenian policy.

Historical Truth vs. Social Memory:

A society’s foreign policy perception is not shaped solely by official agreements between states. Wars, losses, occupations, massacres, and thoughts on which side other states or organizations stood during a conflict can also live on for many years. From the perspective of Azerbaijan, the Karabakh war is such a space of memory.

Research published by the Baku Research Institute reveals that Karabakh and Palestinian discourses in Azerbaijan have occasionally been linked to one another throughout the historical process. The research also shows that the Palestinian Embassy has responded to accusations in Azerbaijan that Palestine supported Armenia.

This point is quite crucial. The fact that the Palestinian Embassy felt the need to specifically deny such an accusation shows that the narrative in question at least exists within Azerbaijani public opinion. The Embassy rejected allegations of ties between ASALA and Palestine, emphasizing that Palestine supports Azerbaijan’s territorial integrity.

The Intersection of the Palestinian Perception with Karabakh in Azerbaijan:

The research by the Baku Research Institute also shows that the Palestinian perception in Azerbaijan is not limited solely to Middle Eastern politics. There have been periods when Karabakh and Palestine were compared through the concepts of “occupation,” “territorial integrity,” and “international law.” In its statements directed at the Azerbaijani public, the Palestinian Embassy also sought to establish a parallel with the political terminology used by Azerbaijan in the Karabakh issue by emphasizing that Palestine is an occupied state. However, the same research notes that with Azerbaijan’s rapprochement with Israel, the weight of this old “Karabakh-Palestine solidarity” rhetoric at the state level has diminished. Azerbaijan’s rapprochement with Israel may not just be a “preference against Palestine.” More accurately, while the resolution of the Karabakh issue and security needs have increased the importance of relations with Israel in Azerbaijani foreign policy, the historical solidarity rhetoric toward the Palestinian issue may have remained more in the background of state policy.

The Iran Factor:

While evaluating Azerbaijan-Israel relations, the Iran factor must not be overlooked. Although Azerbaijan has historical, cultural, and economic ties with Iran, serious security problems have arisen between the two countries in recent years.

Following drone attacks directed at Nakhchivan from Iran in 2026, Israel issued a statement of support for Azerbaijan. According to a statement by the Azerbaijani Ministry of Foreign Affairs, the Israeli Foreign Minister described the attack as unacceptable and expressed solidarity with Azerbaijan. This event demonstrates why evaluating Israel-Azerbaijani relations solely through the Palestinian issue is insufficient.

From Baku’s perspective, we must not ignore the influence of the irresistible allure of Zionism as a global actor in its relations with Israel. There is no other explanation for how someone can maintain power for years by holding show elections in their country. Therefore, at the foundation of relations with Israel lie concrete elements such as defense, security, energy, technology, economic relations, the Iran factor, the post-Karabakh regional balance, and the privilege of being globally “untouchable.”

In Conclusion;

The historical memory within Azerbaijani society must not be disregarded. Although past contacts between certain Armenian organizations and certain Palestinian organizations, or the alleged rhetoric uttered by Palestinian officials, have created a significant impact on Azerbaijani society, it is not possible to portray the Palestinian people, the Palestinian state, or Yasser Arafat as supporters of the Armenian side against Azerbaijan. Conversely, it is an undeniable fact that such historical narratives have shaped a perception in Azerbaijan.

The argument that Azerbaijan developed its relations with Israel due to its reaction toward Palestine is correct, but insufficient. As I emphasized in several parts of my article, we should not attribute the “spring weather” experienced between the two countries solely to the emerging “Palestinian antipathy” perception. This is only one of the reasons.

While concrete factors such as energy, defense, security, and geopolitical interests are decisive in the formation of Azerbaijan-Israel relations, I am of the opinion that the historical perception in Azerbaijani society—that the Palestinian movement was linked to Armenian organizations in the past—has had an impact on public sympathy toward Israel and the approach to the Palestinian issue. The need for the protection of Zionism—driven by concerns such as the fear of losing power and potential reactions from the international community stemming from the undemocratic governance style the Baku administration inflicts on its people—is yet another reason for this “infatuation.”

JOURNALIST – WRITER / YAQUT HUSEYNOVA (ZENGIN)

    BM’nin 81. Genel Kurulu’nda Gazze kasabı ve soykırımcı İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yönelik geniş çaplı bir protesto gerçekleşti. Aralarında Türkiye, Tunus, Suudi Arabistan, Katar, Senegal, Pakistan, Sudan, İran ve Endonezya’nın da bulunduğu çok sayıda ülkenin temsilcisi Netanyahu’nun kürsüye çıkmasının ardından, İsrail’in Gazze’deki soykırımı ve ateşkese rağmen saldırılarını sürdürmesine, işgal altındaki Batı Şeria’daki toprak gasplarına, Suriye ve Lübnan’a yönelik hukuksuz saldırılara tepki göstermek amacıyla Genel Kurul salonunu terk etti. Bu ülkelerin temsilcileri, kurulu onurları ile terk ederken Azerbaycan temsilcisi yerinden ayrılmayarak Netanyahu’nun konuşmasını hayranlıkla dinlemeye devam etti.

    Azerbaycan dışında Yunanistan, Slovenya, Kolombiya, Venezuela, Almanya, Arjantin, Macaristan, Sırbistan, Ukrayna, Çekya, İngiltere, Fransa, İrlanda, Belçika, Norveç ve Avrupa Birliği temsilcilerinin de salonda kalarak “Soykırıma” adeta destek veren bir tutum ortaya koydular. Hıristiyan dünyasını temsil eden bu ülkelerin İsrail canisinin konuşmasını sonuna kadar dinleyerek onun işlediği soykırım suçuna ortağı olmayı şeref saymaları milyonlarca vicdan sahibi insan gibi beni de hiç şaşırtmamıştır. Lakin benim ülkem Azerbaycan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) temsilcilerinin salonu terk etmemeleri birçok insanı olduğu gibi beni de üzmüş, öfkelendirmiştir.

  Özellikle Azerbaycan heyetinin çocuk katilini dinlerken hiç vicdanı sızladı mı merak ediyorum. Biz ne yapıyoruz, kimi dinliyoruz ve kimin yanındayız! Halbuki biz bugün Filistin topraklarında gerçekleşen soykırımı Karabağ’da yaşadık. Hocalı’da yüz binlerce çocuk ve kadının katledildiklerinin canlı şahitleriyiz.

   Gazze’de yapılan soykırımın benzerini kendi vatan topraklarında senelerce yaşayan bir devletin görevlendirdiği heyetin “ONE MİNUTE!” diyerek kürsüdeki caniye tepki göstermesini bir Azerbaycanlı olarak beklerdim. Ancak tasması Siyonistlerin elinde olanların böyle bir tepki göstermeleri ne yazık ki mümkün olamıyor.

   Son yıllarda Azerbaycan ile İsrail arasında yaşanan dostane ilişkinin perde arkası üzerinde uzun zamandır tartışmalar yapılırken, son BM Genel Kurulu’ndaki utanç kareleri ile birlikte iki ülke arasındaki bu “dostluğun” niteliği ve perde arkası daha fazla irdelenmeye başlandı. 

    Peki Azerbaycan’ın İsrail tercihinin arka planında neler yatmaktadır?

    Bakü yönetimi bir taraftan Filistin meselesinde iki devletli çözümü desteklediğini ve Gazze’deki insani durumun iyileştirilmesi gerektiğini açıklarken, diğer taraftan İsrail’le enerji, ticaret, yatırım, yüksek teknoloji, savunma ve güvenlik alanlarında “stratejik ortaklık” olarak tanımladığı ilişkilerini sürdürmektedir. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, Ocak 2026’da İsrail’le ilişkilerin “karşılıklı güven ve ortak çıkarlara dayanan stratejik ortaklık” niteliğinde olduğunu açıkça belirtmiştir.

    Bu tablo ilk bakışta bir çelişki gibi görülebilir. Ancak Azerbaycan’ın dış politikasını yalnızca “Filistin mi, İsrail mi?” sorusu üzerinden değerlendirmek, meselenin önemli bir bölümünü gözden kaçırabilir. Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkilerinde enerji, savunma, güvenlik, teknoloji, ekonomik çıkarlar, İran faktörü ve Karabağ meselesinin doğrudan etkileri bulunmaktadır. Bunların yanında, Azerbaycan toplumunda Filistin meselesine ilişkin tarihsel bir hafızanın da bulunduğu görülmektedir. Özellikle bazı Filistinli örgütlerle Ermeni örgütleri arasındaki geçmiş temaslara ilişkin anlatılar, Azerbaycan’da zaman zaman gündeme gelmiş; Filistin tarafı ise bu iddiaları reddetmiştir.

    Karabağ’da yaşananlar ve Filistin-Ermenistan ilişkilerine dair tarihsel hafıza, Azerbaycan’ın İsrail ve Filistin algısının oluşumunda, enerji, güvenlik ve jeopolitik çıkarların yanında tamamlayıcı bir rol oynamış olabilir mi?

    Azerbaycan’ın Filistin ve İsrail Politikası:

    Azerbaycan’ın Filistin konusundaki resmî tutumunu “Filistin karşıtlığı” olarak nitelendirmek mümkün olmasa da “Filistin dostluğu” olarak da nitelendirilemez.

    Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı 11 Şubat 2026 tarihli açıklamasında, Filistin meselesinde “iki devlet” ilkesine dayalı bir çözümü desteklediğini, bunun uluslararası hukuk ve ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiğini ifade etmiştir. İki ülke arasındaki diplomatik ilişki 15 Nisan 1992’de kuruldu. Azerbaycan’ın Filistin’e insani yardım sağladığı da bilinmektedir. Bu itibarla Azerbaycan’ın resmî diplomatik ilişkiler bakımından “Filistin’i tamamen dışlayan” bir politikadan da söz edemeyiz. Fakat aynı devletin İsrail’le ilişkileri çok daha geniş bir stratejik çerçeveye oturmaktadır.

     Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’nın 26 Ocak 2026 tarihli açıklamasında İsrail’le ilişkiler “stratejik ortaklık” olarak tanımlanmış; enerji, ticaret, yatırım, turizm, ulaştırma, yüksek teknoloji, savunma ve güvenlik gibi çok sayıda alan özellikle belirtilmiştir. Bu nedenle Azerbaycan’ın dış politikasını farklı çıkar alanlarında farklı ilişkileri aynı anda sürdüren çok katmanlı bir politika olarak ele almak daha doğru görünmektedir.

    Karabağ Faktörü:

    Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkilerini anlamanın en önemli noktalarından biri Karabağ meselesidir. Azerbaycan açısından toprak bütünlüğü ve egemenlik konusu, bağımsızlığın ilk yıllarından itibaren dış politikanın merkezindeki meselelerden biri olmuştur. Bu noktada İsrail’in Azerbaycan açısından taşıdığı önem, yalnızca ekonomik ilişkilerden ibaret değildir.

    İsrail’le savunma ve güvenlik alanındaki işbirliği uzun yıllar boyunca gelişmiş; yüksek teknoloji, savunma sistemleri ve güvenlik alanındaki ilişkiler ikili ilişkilerin önemli unsurları hâline gelmiştir.

    Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı da İsrail’le ilişkilerin güvenlik ve savunma boyutunu açık biçimde vurgulamaktadır. 2025 yılında yapılan bir görüşmede güvenlik, yüksek teknoloji, havacılık, yatırım ve enerji alanlarındaki işbirliği ele alınmıştır. Bu durum önemli bir noktaya işaret etmektedir: Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkileri, Filistin meselesinden bağımsız olarak da güçlü stratejik nedenlere sahiptir. Dolayısıyla Bakü’nün İsrail’le yakınlığını yalnızca Filistin’e yönelik bir tepkiyle açıklamak eksik kalır.

     Filistin-Ermenistan İlişkileri Konusundaki Algı:

     Azerbaycan’ın İsrail ile geliştirdiği stratejik ilişkinin arka planında, Filistin hareketinin Ermeni meselesinde ileri sürülen tutumuna ilişkin Azerbaycan’da oluşmuş olumsuz algının bir etkisi var mıdır?

     Kanaatimce evet. Azerbaycan kamuoyunda farklı bir tarihsel anlatı bulunmaktadır. Bu anlatıya göre bazı Filistinli örgütler geçmişte Ermeni örgütleriyle ilişki içerisinde olmuş, hatta Ermeni örgütlerine çeşitli biçimlerde destek sağlamıştır. Bu iddia yıllarca İsrail odaklı ve Bakü merkezli çevrelerce topluma adeta empoze edilmiştir.

    Yaser Arafat’ın bazı açıklamaları da Azerbaycan’daki tartışmalarda zaman zaman gündeme getirilmektedir. Halkın nezdinde oluşmuş olumsuz algıda Arafat’ın 2002’de PBS/Frontline’a verdiği iddia edilen röportajında Kudüs’teki Ermeni Mahallesi’nden söz etmesi ve Ermenileri terk etmeyeceği yönünde yaptığı iddia edilen açıklamasının etkisi olduğu söylenmektedir.

    Azerbaycan halkının üzerine oluşturulan tüm bu algılara bakarak “Filistin yönetimi Azerbaycan’a karşı Ermenilerin yanında yer aldı.” sonuçlarını çıkarmak da mümkün değildir.  Zira iddia edilen söz konusu konuşma Kudüs’teki Ermeni Mahallesi ile ilgilidir. Bu nedenle Arafat’ın bu sözlerini doğrudan Azerbaycan-Ermenistan çatışmasına veya ASALA’nın faaliyetlerine yönelik bir destek açıklaması olarak göstermek tarihsel açıdan doğru değildir. Başka bir ifadeyle: Arafat’ın Ermenilerle ilgili olumlu veya koruyucu bir açıklama yapmış olması başka; Azerbaycan’a karşı Ermeni tarafını desteklediğini gösteren bir belge bulunması başka bir meseledir. Bu nedenle Arafat’ın sözleri, Azerbaycan’daki tarihsel algının bir unsuru olarak incelenebilir; fakat Azerbaycan’a karşı Ermeni politikası yürüttüğünün doğrudan kanıtı olarak kullanılamaz.

   Tarihsel Gerçek ile Toplumsal Hafıza:

   Bir toplumun dış politika algısını yalnızca devletler arasındaki resmî anlaşmalar belirlemez. Savaşlar, kayıplar, işgaller, katliamlar ve başka devletlerin veya örgütlerin çatışma sırasında hangi tarafta yer aldığına ilişkin düşünceler de uzun yıllar yaşayabilir. Azerbaycan açısından Karabağ savaşı böyle bir hafıza alanıdır.

   Bakü, Research Institute tarafından yayımlanan araştırma, Azerbaycan’daki Karabağ ve Filistin söylemlerinin tarihsel süreçte zaman zaman birbiriyle ilişkilendirildiğini ortaya koymaktadır. Araştırma aynı zamanda Filistin Büyükelçiliği’nin Azerbaycan’da Filistin’in Ermenistan’ı desteklediği yönündeki suçlamalara cevap verdiğini göstermektedir.

   Bu nokta oldukça önemlidir. Çünkü Filistin Büyükelçiliği’nin böyle bir suçlamayı özel olarak reddetme ihtiyacı duyması, en azından söz konusu anlatının Azerbaycan kamuoyunda mevcut olduğunu göstermektedir. Büyükelçilik, ASALA ile Filistin arasındaki ilişki iddialarını reddetmiş; Filistin’in Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü desteklediğini vurgulamıştır.

    Azerbaycan’da Filistin Algısının Karabağ ile Kesişmesi

    Bakü, Research Institute’nin araştırması ayrıca Azerbaycan’daki Filistin algısının yalnızca Ortadoğu siyasetiyle sınırlı olmadığını göstermektedir. Karabağ ile Filistin’in “işgal”, “toprak bütünlüğü” ve “uluslararası hukuk” kavramları üzerinden karşılaştırıldığı dönemler olmuştur. Filistin Büyükelçiliği de Azerbaycan kamuoyuna yönelik açıklamalarında Filistin’in işgal altındaki bir devlet olduğunu vurgulayarak, Azerbaycan’ın Karabağ meselesinde kullandığı siyasal terminolojiyle paralellik kurmaya çalışmıştır. Ancak Azerbaycan devletinin İsrail’le yakınlaşmasıyla birlikte bu eski “Karabağ-Filistin dayanışması” söyleminin devlet düzeyindeki ağırlığının azaldığı da aynı araştırmada belirtilmektedir. Azerbaycan’ın İsrail’e yaklaşması yalnızca “Filistin’e karşı bir tercih” olmayabilir. Daha doğru bir ifadeyle, Azerbaycan dış politikasında Karabağ meselesinin çözümü ve güvenlik ihtiyaçları İsrail’le ilişkilerin önemini artırırken, Filistin meselesine yönelik tarihsel dayanışma söylemi devlet politikasında daha geri planda kalmış olabilir.

    İran Faktörü:

   Azerbaycan-İsrail ilişkilerini değerlendirirken İran faktörünün de göz ardı etmemek gerekir. Azerbaycan’ın İran’la tarihî, kültürel ve ekonomik bağları bulunmasına rağmen iki ülke arasında son yıllarda ciddi güvenlik sorunları yaşanmıştır.

   2026 yılında İran’dan Nahçıvan’a yönelik drone saldırılarının ardından İsrail, Azerbaycan’a destek açıklamıştır. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre İsrail Dışişleri Bakanı saldırıyı kabul edilemez olarak nitelendirmiş ve Azerbaycan’la dayanışma ifade etmiştir. Bu olay, İsrail-Azerbaycan ilişkilerinin yalnızca Filistin meselesi üzerinden değerlendirilmesinin neden yetersiz olduğunu göstermektedir.

    Bakü açısından İsrail’le ilişkiler, Siyonizm’in küresel bir aktör olmasının dayanılmaz şehvetinin etkisinin de etkili olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Yıllarca ülkesinde göstermelik seçimler yaparak iktidarını sürdürebilmesinin başka da bir izahı olamaz. Dolayısıyla İsrail’le ilişkilerin temelinde: savunma, güvenlik, enerji, teknoloji, ekonomik ilişkiler, İran faktörü ve Karabağ sonrası bölgesel denge ile küresel anlamda “dokunulmaz” olma ayrıcalığına sahip olmak gibi somut unsurlar bulunmaktadır.

     Sonuç olarak;

     Azerbaycan toplumundaki tarihsel hafıza göz ardı edilmemelidir. Her ne kadar bazı Ermeni örgütleri ile bazı Filistinli örgütler arasında geçmişte bazı temaslar olduğu veya Filistinli yetkililerin sarfettiği iddia edilen söylemleri; Azerbaycan toplumu üzerinde önemli bir etki oluşturmuş olsa da Filistin halkını, Filistin devletini ya da Yaser Arafat’ı Azerbaycan’a karşı Ermeni tarafının destekçisi olarak göstermek mümkün değildir. Buna karşılık bu tür tarihsel anlatıların Azerbaycan’da bir algı oluşturduğu da yadsınamaz bir gerçektir.

    Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkilerini Filistin’e duyduğu tepki nedeniyle geliştirmiştir söylemi doğrudur ancak yeterli değildir. Makalemin birkaç yerinde de vurguladığım gibi iki ülke arasında yaşanan “bahar havasını” salt oluşan “Filistin antipatisi” algısına bağlamamak gerek. Bu, nedenlerden sadece biridir.

   Azerbaycan-İsrail ilişkilerinin oluşumunda enerji, savunma, güvenlik ve jeopolitik çıkarlar gibi somut faktörler belirleyici olmakla birlikte, Azerbaycan toplumunda Filistin hareketinin geçmişte Ermeni örgütleriyle ilişkili olduğu yönündeki tarihsel algının, İsrail’e yönelik toplumsal sempati ve Filistin meselesine yaklaşımı üzerinde etkili olduğu kanaatindeyim. Bakü yönetiminin ülkede halka reva gördüğü antidemokratik yönetim anlayışından ötürü uluslararası camiadan görebileceği tepki, iktidarı kaybetme endişesi gibi saiklerle Siyonizm’in himayesine duyduğu ihtiyaç da bu “tutkunu” başka bir nedenidir.

                                                                                      YAQUT HÜSEYNOVA (ZENGİN)

FREENEWS · AÇIK HABERCİLİK

Son içerik güncellemesi: 03.10.2026 20:37

Bu dosyayı takip et

Gizlilik açıklaması

Düzeltme bildir

Soru veya düzeltme iletmek için giriş yapın. Hesabınız yoksa haber merkezinden başvurabilirsiniz.

Haberle konuş özelliğini kullanmak için giriş yapın.

Sesli okuma cihazınızın desteklediği seslerle yapılır.

SESE ORTAK OL

Bu yazıyı paylaşın

Bir paylaşım, daha çok insana ulaşan bir ses.

BM’deki Utanç Karelerine Azeri Gazeteciden Sert Tepki
HABER

BM’deki Utanç Karelerine Azeri Gazeteciden Sert Tepki

FREENEWS.TR-ÖZEL HABER Netanyahu’nun Konuşmasına Tepkiler Dinmiyor: Azerbaycan Temsilcisinin Tutumu Gündem Oldu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İsrail Başbakanı Binyamin Netan…

freenews.tr

WhatsApp başlığı kalın ve paragrafları ayrı gönderir. Görsel önizlemesini alıcı platform oluşturur; görsel dosyası otomatik eklenmez. Fotoğraf olarak paylaşmak için Görseli indir ve Metni kopyala düğmelerini kullanın.


Yazar hakkında

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir